Embed

İSLAMİYET BİR OLDUĞUNA GÖRE MEZHEP NEDEN DÖRT OLMUŞTUR?

 

EHL-İ SÜNNET MEZHEPLERİ ARASINDAKİ FARKLILIKLAR 

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e mensup müctehitlerin bazı meselelerdeki farklı ictihatları dolayısıyla farklı mezheplerin doğmuş olması, zorluk ve sıkıntı değil; Fahr-i Alem s.a.v. Efendimiz’in mübarek beyanları ile, bilakis rahmettir; ümmet için kolaylıktır.

Ayrıca, hiçbir devirde ve hiçbir zamanda münazaa ve münakaşa sebebi de olmamıştır. Ehl-i Sünnet Müslümanları hangi mezhepten ve hangi meşrepten olurlarsa olsunlar birbirlerine daima hürmet ve saygıda kusur etmemişlerdir.

Şafi mezhebinin imamı İmam Şafii Hazretleri, Hanefi mezhebinin imamı İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin kabrinin müsait bir yerinde sabah namazı kılmış. İmam-ı Azam efendimizin ictihadında esas aldığı usullerle verdiği hükümlere duyduğu saygı sebebiyle, farzın ikinci rekatinde kendi ictihadı olan kunut tekbiri ve duasını terk etmiştir.

Keza nikah düşen bir kadının tenine elin değmiş olması, bir yaşlılık gelmemesi halinde, Hanefi mezhebine göre abdest bozmadığı halde, Hanefi fukahası, İmam Şafii hazretlerinin ictihadına duyduğu saygı sebebiyle abdesti yenilemenin müstehap olduğunu fıkıh kitaplarında belirtmişlerdir. İşte bu engin saygı örneği de gösteriyor ki, Ehl-i Sünnet alimleri-mezhepleri, asılda ve gayede beraberdirler, hiçbir ayrılık-gayrılık yoktur.

Cenab-ı Hakk’ın vücudumuzda bize bahşettiği kulak, göz v.s. gibi uzuvlar birden fazla olduğu halde, bir şeyi çatal görme, bir kelimeyi iki ayrı manada işitme gibi karışıklıklar olmamaktadır. Bünyedeki her bir uzuv, aralarında çatışma yerine, her biri diğerine destek olmaktadır. Böylece, hedefte birliğin insan fıtratı ile alakalı bulunduğunu, sessizce ve fakat açıkça bize göstermektedirler. Kainatın her yerinde, bu ortak faaliyetin örneklerini görmek mümkündür. Mesela ağacın kökleri, topraktan aldığı suyu, gövdeye, en ince dala, hatta yapraklara kadar sevk etmekte; ağacın yaprakları da havadaki iki oksitli karbonu bünyesine alıp, klorofil ile karıştırarak enerji haline getirmektedir. Böylece ağacın muhtaç olduğu doğal ısıyı temin için uğraşmakta ve gayede birliğin en ince örneğini gözlerimizin önüne sermektedirler. 

İtikatta ve amelde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çerçevesindeki mezheplere mensup Müslümanlar, Rıza-ı İlahi’yi tahsil ve talep yolunda yapacakları kulluk vazifelerini, hilkatlerine en uygun olan yollardan birine uyarak yerine getirmektedirler. Aralarında münakaşa yoktur. Yöntemlerin farklılığı, gaye ve maksadın farklı olmasını gerektirmez.

Müslümanlar hiçbir zaman gaye ile vasıtayı birbirine karıştırmamışlardır. Bu aynen bir memleketin ordusuna benzer. Ordunun bünyesinde, kara-hava-deniz kuvvetleri ve hatta jandarma komutanlığı vardır. Ama hepsi de aynı merkeze yani Genel Kurmay’a bağlı ve gayeleri de birdir: Vatan müdafaası.

Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevisinde geçen bir hikaye:  

Biri Türk, diğeri Arap, öbürü Fars, bir diğeri de Rum olan dört kişi, yolda giderken bir para bulmuşlar. Taksimi kabil olmayan bu para ile her biri, satın almayı arzu ettiği şeyi dile getirerek, karşısındakilere meramını anlatmaya çalışıyormuş.

Türk:
Üzüm istiyorum, diyor.

Onun meramını anlamayan Acem:
Hahem engur (Üzüm isterim), diyormuş.

Onun diline vakıf olmayan Arap:
Atlubul-ıneb (Üzüm isterim), diyerek isteğini dile getiriyormuş.

Bu dillerin tamamen yabancısı olan Rum da:
Istafil, ıstafil (Üzüm, üzüm) diye bağırıyormuş.

Aralarındaki münakaşanın kavgaya dönüşmesine ramak kala, oradan geçmekte olan bir yolcu, onlara hakemlik yapmak üzere kendilerini sabırla dinler. Mesele açığa kavuşunca, parayı alıp karşıdaki manava gider ve satın aldığı üzümleri getirip önlerine koyar. Hepsinin arzu ettikleri şeyin aynı olduğunu ispat ederek aralarını bulur. Böylece, dört adamın lisanları ayrı, ifade tarzları farklı da olsa, meramlarının aynı olduğu ortaya çıkmış olur. 

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat yolunda olan mezhepler ile tasavvuf yolunun meşreplerinde de durum aynıdır. Hepsinin gayesi O’nun rızasıdır.

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!